Bismillahirrahmanirrahim
Ey arkadaş iyi dinle!
İnsanoğlu, yeryüzündeki serüvenine başladığı andan itibaren bitmek bilmeyen bir cedelleşmenin, bir kavganın, bir benlik davasının içine düşmüştür. Oysa aslolan cedelleşmek değil, “ceddine”, yani aslına, yaratıcısına dayanmaktır. Varlığın özünü, yaratılışın hakikatini ve içimizdeki “Adem” ile “Havva”yı bulma yolculuğu, şekillerden sıyrılıp manaya erme gayretidir. Gel şimdi seninle bir hakikat yolculuğuna çıkalım.
Teravih: İki Şeyin Arasındaki Nefes
Toplum olarak ibadetlerimizi çoğunlukla atalarımızdan gördüğümüz şekliyle, manasından habersiz icra ediyoruz. “Teravih” kelimesini düşünelim. Kaçımız bu kelimenin kökenindeki o muazzam sırrı biliyoruz? Teravih, “teravah” veya “revaha” kökünden gelir; “iki şeyin arasını bulmak, rahatlamak, soluklanmak, nefeslenmek” demektir. Peki, arası bulunan bu “iki şey” nedir? Ten ve candır. Teravih, ten ile can arasındaki o köprüyü, nefesin sırrını anlamaktır. Bize nefes veren, canımıza can katan Hakk’ın kendisidir. Biz tenimizden, yani dünyevi heva ve heveslerimizden mi nefes alıyoruz, yoksa canımızdan, Allah aşkından mı? Gönlünde Allah sevgisi olmadan, O’nun nefesiyle nefeslenmeden yaşanan bir hayat, aslen nefessiz kalmaktır. Teravih, bu hakikate uyanmanın, ten ve can birliğinde ilahi nefesle huzur bulmanın vaktidir.
Savm ve Siyam: Egodan, Kibir ve Benlikten Savrulmak
Ramazan ayının en temel ibadeti olan oruç (savm/siyam), sadece yeme içmeyi kesmek midir? Hazreti Resulullah’ın buyurduğu gibi, “Çoğunun orucu aç kalmaktan ibarettir.” Şekilsiz bir mana olmadığı gibi, manasız bir şekil de eksiktir. Savm, savmak ve uzaklaştırmak demektir; siyam ise bunun çoğuludur. Neyi savacağız? En büyük günahımız olan kibri, gururu, dedikoduyu, başkalarını inançları veya giyimleriyle yargılama hastalığını savacağız. Ramazan, içimizdeki o yedi başlı kibir ejderhasını zincire vurma ayıdır. Eğer kibir ve benlik (ego) duruyorsa, sadece yediğimiz içtiğimiz değil; bakışımız, konuşmamız, hatta kıldığımız namazımız bile o benliğin kiriyle kirlenir. Gerçek oruç, Hakk’ın ulviyeti karşısında kendi “varlığımızdan”, “ben” demekten geçmek, varlık davasını (fena-i vücut) terk etmektir. Ramazan boyunca “zincire vurulan şeytan”, dışarıda bir mahluktan ziyade, içimizde bizi hakikatten alıkoyan o benlik ve kibir zindanlarıdır.
Şükür: Olumsuzlukta Bile Rabb’e Rabıta Olmak
Şükür, sadece bize verilen nimetler karşısında “teşekkür etmek” değildir. Asıl şükür, başımıza gelen olumsuzluklarda, en derin sıkıntılarda dahi kalbimizi sıkıntının enerjisine değil, Allah’ın sevgisine ve O’nun “Mağfiret” esmasına bağlayabilmektir. Her şeyimizi kaybettiğimizde veya zor bir imtihandan geçerken kalbimizdeki o tevekkül kapısını açabiliyorsak, asıl şükrü eda ediyoruz demektir.
Varlığa Tevazu Nazarıyla Bakmak: Toprak Bizden İncinmesin
“Yeryüzünde tevazu ile yürürler.” (Furkan, 63). Tevazu, sadece boyun eğmek değil; varlıkla “bir ve eş” olduğunu anlamaktır. Toprağa basarken, o toprağın bize sunduğu enerjiyi, hizmeti ve Hakk’ın ondaki tecellisini bilerek edeb ile yürümektir. Karınca da, kuş da, ağaç da, dağ da o İlahî Kudret’in nefesiyle nefeslenir. İçimizdeki benlik günahından, ötekileştirmeden arındığımızda, bastığımız toprak, içtiğimiz su, gölgesinde oturduğumuz ağaç bizden incinmez; aksine bizim yaydığımız Rahmani enerji ile huzur bulur.
İftar: Varlıkta Hakk’ın Nurunun Açığa Çıkması
Akşam olup da ezan okunduğunda açtığımız iftar (fatar/fıtrat kökünden), aslında kainatın üzerindeki örtünün kalkması, güneşin batıp yıldızların çıkmasıyla her bir zerrede Allah’ın nurunun tecelli edişine şahit olmaktır. Güneş, Ay, yıldızlar ve cümle mahlukat… Her şey Hak’tan yansıyan bir ışıktır. İftar, bu aydınlanışa uyanmak; “Cümle varlık, Hakk’ın nurani kardeşidir” şuuruna ermektir.
Ey arkadaş gel Bu Ramazan, sadece bedenimizi aç bıraktığımız değil, ruhumuzu “Elestü bi-Rabbikum” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) sözleşmesinin hakikatine doyurduğumuz bir ay olsun. Egomuzu savalım, teravih ile hakiki nefesi bulalım, yeryüzüne şefkat ve tevazu ile basalım. Bugünümüz, gafletle geçen dünün miladı, yarınımız ise Hakk’ın ulviyetinde kaybolduğumuz aydınlık bir geleceğin başlangıcı olsun.
Vesselam…

Bir yanıt yazın